Kültür27 dk okuma

Bir Cumhuriyet Kadınının Gözünden Türkiye | Türkan Saylan Part 1

Bir Cumhuriyet kadınının gözünden Türkiye'yi anlatan bu seride, Türkan Saylan'ın eşitsiz bir dünyada nasıl iz bıraktığını keşfediyoruz. İlk bölümde: çocukluktan tıp fakültesine, lepra mücadelesinden Gandhi Ödülü'ne uzanan bir hayatın ilk sayfaları.

Türk Mavisi · 22 Mayıs 2026

Bir Cumhuriyet Kadınının Gözünden Türkiye | Türkan Saylan Part 1

Eski Türkiye'de bir kız çocuğu olmak, başlamadan kaybetmek demekti. Türkan Saylan bu kurala uymayı reddetti.

Türkan Saylan, 13 Aralık 1935 İstanbul doğumlu, Türkiye'de Kemalist feminist¹ oluşumun kurucu üyelerinden hekim, akademisyen, eğitim savunucusu ve çağdaşlaşma hareketinin öne çıkan isimlerinden biridir. Türkiye'nin doğu Anadolu'sundaki derebeylik baskısı altında yaşayan çaresiz kızlar için medeniyet elçisidir. Her başarılı insan için hayatta dönüm noktaları ve hayatın farkına varma anları vardır. O anlardan sonra hayat, o insanlar için farklı şekilde çalışır; o insanlar ise hayatın bu çalışma prensibini kendi ilke ve amaçlarını gerçekleştirmek için kullanırlar.

Çocukluk & Sorgulama

Türkan Saylan için hikaye çok erken yaştan başlamıştı. Kendi kitabında bahsedilen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. 6 yaşındayken babaannesi tarafından sürekli baskılara maruz kalıyor; bu baskılar, her kesimden insanın küçükken dinlemek zorunda olduğu ve korkuyla desteklenen bazı klasikleşmiş söylemler bütünüydü. Bir defasında babaannesi kendisine "Yalan söylersen dilin uzar, bana el kaldırırsan elin taş olur." diye korkutuyor; yani 6 yaşındaki bir kız çocuğunu küçük yaştan itibaren koşullamaya ve sınırlarını daraltmaya başlıyor. Küçük Türkan bu söylemleri işittikten sonra babaannesine yalan söylüyor ve ardından aynaya koşup dilinin uzayıp uzamadığını kontrol ediyor. Başka bir gün babaannesine el kaldırıyor ve elinin taş olup olmadığını kontrol ediyor. Küçük yaşına rağmen bir tezi deneyle sınayıp antitezini ortaya koyuyor. Bu örnek aslında daha 6 yaşında küçük bir kız olmasına rağmen onun demir gibi olan iradesini ortaya koyuyor ve bilime olan yatkınlığını küçük yaşına rağmen gözler önüne seriyor.

Eğitim Yılları

1953 yılında Kandilli Kız Lisesi'nden mezun olduktan sonra 1963 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki eğitimini tamamlayarak mezun olmuştur.

Hastalıkla İmtihan

Aynı iradenin bir başka örneği ise henüz tıp fakültesinde öğrenciyken ve küçük bir çocuğa sahipken geçirdiği omurga tüberkülozudur. O 1960'ların şartlarında bu hastalığın tedavisi, 13 ay yatağa çivili halde yatmaktı. Saylan, bu hasta haline yenik düşmeyecek kararlılıkta, zeki bir Türk kadınıydı. Hasta yatağında dikiş yapabileceği bir mekanizma yaptırıp mahallesindeki çocuklara pijama ve çeşitli elbiseler dikiyordu; ellerini kullanabildiği kadar kendi çocuğunu besliyordu. Bu hastalık dönemi, ilerleyen dönemlerde kendisinin karşılaştığı hastaların ümitsizliğini ve bulundukları durumu anlamasına yardımcı olmuştur.

Lepra ile Yüzleşme

Daha sonra dermatoloji ve cüzzam (lepra) alanını seçen Saylan, bu konuda uzmanlaşmıştır. Lepra alanını seçmesi, büyük bir cesaret göstergesi olarak rahatlıkla yorumlanabilir. Çünkü o dönemlerde cüzzamlı hastalar, insanlar tarafından lanetlenmiş gözüyle bakılan şanssız insanlardı. Bu hastalığa sahip kişiler, Bakırköy'deki lepra hastanesinde kapalı halde ahır benzeri yerlerde tutuluyordu.

Hatta kendi kitabında bu durumdan şöyle bahsetmiştir:

"Çırılçıplak, iyileşme şansı olmayan, bakımsız, sahipsiz birçok insan parmaklıkların arkasındaydı. Cüzzamlılar pavyonuna giderken, 'Sakın yaklaşmayın, ellerinizi değdirmeyin, uzak durun.' diye uyarıyorlardı bizi. Eski, bakımsız üç baraka vardı. Tarihi filmlerden birinin sahnesindeymişim gibi, paçavralar içinde cüzzamlılar çıktılar barakalardan."

Konunun uzmanı doktorlar lepra/cüzzam hastalarına kat kat kalın eldiven ve maskeler eşliğinde müdahale ederken Türkan Saylan, çıplak ellerle cüzzamlıların yaralı ellerine dokunup onlara adeta bir umut ışığı oluyordu. Onları hastane içinde tedavi etmekle kalmayıp hastane dışında da ziyaret ediyordu.

Toplumsal Sorumluluk

Çünkü Türkan Saylan, hastalığın tedavi olana kadar değil hayatın her alanında hastaları takip edeceğini, bu kişilerin toplumdan dışlanacaklarını ve hatta hayatlarını idame ettirebilmek için iş bile bulamayacaklarını biliyordu. Bunun için Saylan, lepra hastalarının çocuklarına burs verip hastaların tedaviden sonra zanaat edinmesi için özel kurslar kuruyordu. Tüm bunların ötesinde cüzzamın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu insanlara yayıp kamuoyunun bilinçlenmesine büyük bir katkıda bulundu. Bir lanet, Saylan sayesinde tedavi edilebilir bir hastalığa dönmüştü. Bununla da kalmayıp uluslararası alanda yaptığı çalışmalar sayesinde 1986 yılında Hindistan'da "Uluslararası Gandhi Ödülü"ne layık görüldü.

Eski Türkiye'de eşit başlamayan o kız çocuğu, yalnızca kendi kaderini değil, binlerce insanın kaderini değiştirdi. Cüzzamla mücadele etti, bilimin, doğrunun peşinden gitti ve toplumun dışına itilmiş insanların yanında durdu. Ama onun en büyük mücadelesi henüz başlamamıştı…

---

¹ Türkan Saylan, Güneş Umuttan Şimdi Doğar (Mehmet Zaman Saçlıoğlu söyleşisi), İş Bankası Kültür Yayınları, 2004.

PaylaşXWhatsAppLinkedIn